YENİ MEDENİ KANUNUN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI*
Kanunlar yürürlüğe girdikten sonra kural olarak gelecekte gerçekleşecek olaylara uygulanırlar. Hukuk kuralları ilke olarak geçmişte cereyan eden olaylara ve işlemlere uygulanmazlar. Bunun gibi yürürlükten kaldırılan hukuk kuralları da artık bu andan itibaren ortaya çıkan olay ve işlemlere uygulanmaz, etkilerini kaybederler. Bununla beraber bazı hallerde yeni yürürlüğe giren bir kanunun daha önceki olaylara uygulanması mümkündür. Bazen de yürürlükten kalkan bir kanunun etkileri uzun süre devam edebilir. Özellikle kazanılmış haklar söz konusu olduğunda eski kanun hükümleri uygulanmaya devam eder.
Bunun dışında, iki ayrı kanunun aynı zamanda yürürlükte olması ve bu hükümlerin birbiriyle çatışması mümkündür. Böyle durumlarda da hangi kanunun uygulanacağı sorusu gündeme gelir.
I. İKİ AYRI KANUNUN AYNI ZAMANDA YÜRÜRLÜKTE BULUNMASI
Burada öncelikle iki ayrı kanunun aynı anda yürürlükte olması sorunu üzerinde durmak istiyoruz.
Böyle bir durumda farklı ihtimaller ortaya çıkar.
1. İlk olarak her iki kanunun da genel kanun olması mümkündür. Örneğin Medenî Kanun ve Borçlar Kanunu gibi. Bu durumda, iki kanun arasında bir çatışma varsa, yeni tarihli genel kanunun uygulanması gerekir. Çünkü kanun koşucu farklı bir hüküm koymakla, eski kanun hükmünü değiştirmek istemiştir.
2. İkinci olarak, her iki kanun da özel kanun olabilir. Bu durumda da yeni tarihli kanun hükmünün uygulanacağını kabul etmek yerinde olur.
3. Üçüncü ihtimal, genel kanunun eski, özel kanunun yeni olmasıdır. Burada da ilke olarak yeni tarihli özel kanun hükümleri uygulanır. Ancak eski kanun yeni kanunu tamamlıyor da olabilir. Böyle bir durumda, yeni tarihli özel kanunda hüküm bulunmayan hallerde, eski tarihli genel kanun hükümlerini uygulamak gerekir. Örneğin, Borçlar Kanunu eski tarihli genel kanun, 6570 sayılı Gayrimenkul kiraları Hakkında Kanun ile 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun özel kanunlardır. Bu durumda, sözkonusu özel Kanunların uygulama alanına giren hususlarda bu kanunların hükümleri uygulanır. Fakat bu kanunlarda hüküm bulunmayan hallerde eski tarihli genel Kanun olan Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. Nitekim, bu kanunlardan Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun bazı kira sözleşmelerini, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ise tüketici sözleşmelerini düzenlemektedir. Fakat her iki Kanunda da sözleşmenin kurulması, icap, kabul ve irade fesadı gibi konularda ayrıntılı düzenlemeler bulunmadığı için böyle durumlarda Borçlar Kanunun hükümleri uygulanır. Nitekim 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, Borçlar Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı açık bir şekilde vurgulanmıştır.
4. Dördüncü ihtimalde ise, genel Kanun yeni, özel kanun eski olabilir. İşte 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesiyle birlikte böyle bir sorunla karşılaşmış bulunmaktayız. Bu durumda, hükümlerin çelişmesi halinde hangi kanunun uygulanacağı sorusu ile karşılaşılır.
Böyle bir durumda üç değişik görüş savunulabilir.
Bunlardan birincisi, yeni tarihli genel Kanunun, özel de olsa eski tarihli kanunu yürürlükten kaldıracağıdır.
İkinci olarak, genel kanunun genel düzenlemeler ihtiva edeceği, dolayısıyla, özel kanun hükümlerinin saklı tutulması gerektiği de düşünülebilir.
Kanaatimizce daha uygun olan üçüncü görüşe göre ise Kanun Koyucunun iradesini araştırmak gerekir. Eğer Kanun koyucunun iradesi, yeni tarihli genel kanun ile özel kanun hükümlerini ortadan kaldırmak ya da değiştirmekse, o zaman genel kanun hükümleri uygulanmalıdır. Örneğin yeni Türk Medenî Kanunu’na göre dernek kurabilmek için fiil ehliyetine sahip olmak gerekir (MK. m. 57/II). Fiil ehliyetine sahip olmanın şartı, MK. m. 10’a göre, ayırt etme gücüne sahip olmak, ergin olmak ve kısıtlı olmamaktır. MK. m. 11/I’e göre erginlik, onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlar. Fakat aynı maddenin II. fıkrasına göre de evlenme kişiyi ergin kılar. MK. m. 124’e göre, erkek ya da kadın onyedi yaşını doldurduktan sonra evlenebilir. Böylece evlenmek suretiyle onsekiz yaşını bitirmeden önce ergin olmak ve fiil ehliyetine sahip olmak mümkündür. Öte yandan, MK. m. 12’ye göre, onbeş yaşını dolduran küçüğün kendi isteği ve velisinin rızasıyla, mahkemece ergin kılınması, dolayısıyla fiil ehliyetine sahip olması mümkündür.
Bu durumda, MK. m 57 hükmüne göre, evlenme yoluyla ya da mahkeme kararıyla fiil ehliyetine sahip olan fakat onsekiz yaşını doldurmayan bir kimsenin dernek kurma ya da derneklere üye olma hakkının bulunup bulunmadığı sorusu gündeme gelmektedir.
Bu konuda, yürürlükte bulunan Dernekler Kanunu’nun 4. maddesine göre, dernek kurabilmek için fiil ehliyetinin yanısıra, onsekiz yaşın tamamlanması da gerekmektedir. Bu yönüyle Dernekler Kanunun 4. maddesi ile Medenî Kanunun 57. maddesi çelişmektedir.
Bu durumda, hangi hükmün uygulanacağını tespit edebilmek için Kanun Koyucunun iradesini araştırmak gerekmektedir. Kanun koyucunun iradesini araştırdığımızda, MK. m. 57 hükmüne üstünlük tanımak gerektiği sonucuna ulaşabiliriz. Zira Medenî Kanunun 57. maddesinin gerekçesinde, “dernek kurucusu olabilmek için kişinin mutlaka onsekiz yaşını tamamlaması şartı aranmamış; ergin kılınma (m. 12) veya evlenmeyle ergin olanların (m. 11) onsekiz yaşını tamamlamadıkları halde, kurucu olabilmelerine olanak tanınmıştır” ifadesine yer verilmiştir. Bu gerekçe karşısında Medenî Kanun ile Dernekler Kanunun 4. madde hükmünün yürürlükten kaldırılmak istendiği sonucuna rahatlıkla ulaşabiliriz[1].
II. ESKİ KANUNUN YENİ KANUN ZAMANINDA DA ETKİSİNİ SÜRDÜRMESİ YA DA YENİ KANUNUN GEÇMİŞE YÜRÜMESİ
Yukarıda da belirtildiği gibi, bazı hallerde yürürlükten kaldırılan eski kanun yeni Kanun zamanında da etkisini sürdürür.
Burada, değişik durumlar karşımıza çıkar:
1. Kazanılmış Haklar Sorunu:
Kazanılmış hak, bir hukuk kuralı yürürlükteyken, kişilerin, o kurala uygun bir biçimde bütün sonuçları ile edindikleri haklardır.
Medenî hukuk alanında ilke olarak kazanılmış haklara dokunulmaz. Bu nedenle, eski kanuna göre bir hak kazanan ya da belli bir statüye giren kişinin bu hakkı ya da statüsü korunur. Nitekim bu konu, 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve uygulama Şekli Hakkında Kanun’un (4722 sayılı Yürürlük Kanunu) 1. maddesinde düzenlenmiş ve Türk Medenî Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayların hukukî sonuçları ile, bu tarihten önce yapılmış işlemlerin bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, gerçekleştikleri ya da yapıldıkları tarihteki kanunların uygulanacakları açık bir şekilde hükme bağlanmıştır.
Örneğin, 743 sayılı Türk Medenî Kanunu yürürlüğe girmeden önce Mecelle hükümleri uygulanmaktaydı. Mecelle’ye göre, bir erkeğin birden çok kadınla evlenmesine izin veriliyordu. Eğer Mecelle hükümlerine göre bir erkek birden fazla kadınla evlenmişse, bu bir kazanılmış hak teşkil ettiği için 743 sayılı Medenî Kanun’un yürürlüğe girdiği 4 Ekim 1926 tarihinden sonra da bu evlilikler geçerli olarak kabul edildi. Bunun gibi, miras hukuku alanında da Mecelle, Medenî Kanuna göre farklı hükümler ihtiva etmekteydi. Bu nedenle miras açıldığı esnada Mecelle hükümleri yürürlükteyse, o esnada mirasçı olanlar bu Kanun hükümlerine göre mirasçı oldukları için onların kazanılmış haklarına dokunulmadı. Mahkemeler Mecelle hükümlerine göre mirası paylaştırdılar. Daha sonraki ölümlerde ise Medenî Kanun hükümleri uygulandı. Ülkemizde, mirasın paylaşılması konusunda çoğu kez ihmalkâr davranıldığı için hali hazırda açılan davalarda bile Mecelle hükümlerinin uygulandığına sık sık şahit olmaktayız.
Özellikle mirasın paylaşılması konusunda, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra da aynı uygulamalar devam edecektir. Zira, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu, yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Medenî Kanunu’na göre, miras hukuku alanında önemli farklılıklar ihtiva etmektedir. Örneğin mahfuz hisse oranları değiştirilmiştir. Bu nedenle, miras eski Medenî kanun zamanında açılmışsa, mahfuz hisselerin, o tarihte yürürlükte olan 743 sayılı Medenî Kanun hükümlerine göre belirlenmesi gerekir.
Miras Hukuku alanında üç farklı Kanunun da uygulanması sözkonusu olabilir. Mecelle Döneminde miras açılmış fakat bugüne kadar paylaşılmamışsa, bu arada, 743 sayılı Medenî Kanun’un yürürlükte olduğu dönemde ve 4721 sayılı Medenî Kanun yürürlüğe girdikten sonra yeni ölümler olmuşsa, hakim, her üç Kanunu da uygulamak zorundadır.
Bu konuda verilebilecek bir başka örnek evlenme yaşı ile ilgilidir. yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Medenî Kanunu evlenme yaşını kadın için onbeş, erkek için onyedi yaşın tamamlanması olarak belirlemişti (m. 88/II). Oysa 4721 sayılı yeni Türk Medenî Kanunu evlenme yaşını hem kadın hem erkek için onyedi yaşın tamamlanması olarak belirlemiştir (m. 124/I). Bu durumda, yeni Medenî Kanun yürürlüğe girmeden önce 15 yaşını tamamlayarak evlenen bir kadın, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte henüz onyedi yaşını tamamlamış olması bile bu evlilik geçerlidir. Çünkü ortada bir kazanılmış hak vardır.
2. Beklenen Haklar
Eski kanun zamanında henüz kazanılmamış, fakat kazanılması ümit edilen haklara beklenen haklar adı verilir. Örneğin, eski kanun zamanında nişanlanma gerçekleşmiş fakat taraflar henüz evlenmemiştir. Böyle durumlarda bir kazanılmış hak sözkonusu olmadığı için, taraflar arasındaki ilişki artık yeni Kanun hükümlerine tabi olur. Yukarıdaki örneği dönecek olursak, 2001 yılında nişanlanan onbeş yaşındaki bir kız, evlenmeyi beklerken 1.1.2002 tarihinde yen Türk Medenî Kanunu yürürlüğe girmişse, artık iki yıl daha evlenmesi mümkün değildir. Çünkü ortada bir kazanılmış hak değil beklenen hak vardır. Beklenen haklarla ilgili olarak 4722 sayılı Yürürlük Kanunu’nun 2. maddesi “ eski hukuk yürürlükte iken gerçekleşmiş olup da Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği sırada henüz herhangi bir hak doğurmamış olaylara, bu Kanun hükümleri uygulanır” hükmünü ihtiva etmektedir.
3. Kamu Düzeni ve Ahlâka aykırılık
Yeni Kanunun geçmişe yürümeyeceği yolundaki genel ilkenin önemli bir istisnasını kamu düzeni oluşturur. Kamu düzeninin sözkonusu olduğu hallerde kazanılmış haktan söz edilemez ve yeni Kanun, eski kanun zamanında başlamış ve devam eden hukukî ilişkilere de uygulanır. Bu konuda 4722 sayılı Yürürlük Kanunu ’nun 2. maddesinde, Türk Medenî Kanununun kamu düzeni ve genel ahlâkı sağlamaya yönelik kuralları, haklarında ayrık bir hüküm bulunmayan bütün olaylara uygulanır. Bu bakımdan, eski hukukun Türk Medenî Kanununa göre kamu düzeni ve genel ahlâka aykırı olan kuralları, bu Kanun yürürlüğe girdikten sonra hiçbir surette uygulanmaz” denilmektedir.
Örneğin evlilik, kamu düzenini yakından ilgilendiren bir kurumdur. Bu nedenle evliliğin hüküm ve sonuçlarına, bu evlilik önceki kanun döneminde kurulmuş olsa bile yeni Medenî Kanun hükümleri uygulanır.
Bunun gibi, soybağına ilişkin hükümler de kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle 4722 sayılı Yürürlük Kanunu’nun 12. maddesinde, “Türk medenî Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce, sahih olmayan nesepli çocuklar, yürürlük tarihinden başlayarak bu Kanunun soybağına ilişkin hükümlerine tabi olurlar” hükmüne yer verilmiştir.
4. Emredici Kurallar
Tarafların arzu ve istekleri hilafına uygulanan ve aksine anlaşma yapılamayan kurallar emredici kurallardır. Süreklilik arzeden hukukî ilişkilerde emredici kurallar, eski kanun zamanında başlamış ve devam etmekte olan ilişkilere de uygulanırlar. Böyle durumlarda da kazanılmış haklardan söz edilemez. Örneğin aile reisliği erkek açısından bir kazanılmış hak değildir. Dolayısıyla, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu yürürlüğe girmeden önce evlenen ve reislik sıfatını kazanan kişilerin, bu Kanunun yürürlüğe girmesiyle reislikleri sona ermiştir.
5. Batıl İşlemler
Eski Medenî Kanun zamanında batıl olan işlemler, yeni Medenî Kanun yürürlüğe girdikten sonra da batıl olarak kalmaya devam ederler. Yeni kanun, eski kanunun butlan sebebi saydığı bir hususu butlan sebebi olmaktan çıkarsa bile bu sonuç değişmez. Bu aslında butlan müeyyidesinin genel özelliğidir. Ancak bu sonuç, 4722 sayılı Yürürlük Kanunu’nun 1/II. maddesinden çıkarılabilir. Zira bu maddede, “Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan işlemlerin hukuken bağlayıcı olup olmadıkları ve sonuçları, bu tarihten sonra dahi, yapıldıkları sırada yürürlükte bulunan kanunlara göre belirlenir” denilmektedir.
6. İptal Edilebilir İşlemler
İptal edilebilir işlemler konusunda da batıl işlemler gibi düşünmek gerekir. Yukarıda sözünü ettiğimiz 4722 sayılı Yürürlük Kanunu’nun 1/II. maddesinden bu sonucu çıkarmak mümkündür. Bu durumda, işlem yapıldığı esnada iptal edilebilir işlemse yeni kanun sözkonusu iptal sebebini ortadan kaldırsa bile bu işlem iptal edilebilir bir işlem olarak kalmaya devam eder.
Örneğin 743 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 485. maddesine göre el yazılı vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için, tarih ve mahal hanesi de dahil olmak üzere, baştan sona ilgilinin el yazısı ile yazılması gerekiyordu. Fakat 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 538. maddesine göre el yazılı vasiyetnamenin geçerli sayılabilmesi için mahal hanesinin bulunmasına gerek yoktur. yani mahal hanesinin olmaması bir iptal sebebi olmaktan çıkarılmıştır. Bununla beraber, hukukî işlemlerin geçerlilikleri yapıldıkları zamandaki yürürlükte olan kanun hükümlerine göre belirlendiğinden, 743 sayılı Medenî Kanun zamanında açılan bir miras sözkonusu olduğunda, eğer vasiyetnamede mahal hanesi yoksa, bu vasiyetname sebebiyle zarar gören kimseler, vasiyetnamenin iptalini talep edebileceklerdir.
7. Eksik İşlemler
Aynı gerekçelerle, eski kanun döneminde eksik olan işlemlere de geçerlilik tanımamak gerekir. Örneğin, eski Medenî Kanun yürürlükte iken, temsil yetkisi olmayan eşin yaptığı işlemler gibi (eMK. m. 154 – 155). Ancak bu tür işlemler, daha sonra eksik unsur tamamlanırsa, örneğin yapılan işleme icazet verilirse geçerli hale gelirler.
* Konya Barosu tarafından Konya’da 18.5.2002 tarihinde düzenlenen Türk Medenî Kanunu Sempozyumu’nda tebliğ olarak sunulmuştur.
[1] Bu tebliğin sunulduğu tarihte Dernekler Kanunu m. 4, onsekiz yaş şartını aramaktaydı. Daha sonra yapılan değişikliklerle bu şart kaldırılmış ve fiil ehliyeti yeterli görülmüştür.