ÇOCUK HAKLARI VE ÇOCUĞUN KORUNMASI*

 

Sayın başkan, değerli misafirler, sevgili çocuklar;

Öncelikle, 23 Nisan Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı kutluyor, böylesine anlamlı bir günde çocuk hakları konusunda sizlere hitap etme imkânı verdikleri için, Türk Eğitim – Sen Genel Merkez ve Konya Şubesi’nin değerli yöneticilerine teşekkür ediyorum.

Bir toplum için çocuğun ne kadar önemli olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Çünkü toplumun geleceğini bugünün çocukları şekillendirecektir. Bu nedenle çocuklar ne kadar huzurlu ve mutlu bir ortamda büyür, ne kadar iyi eğitilir ve yetiştirilirse, geleceğimiz de o kadar huzurlu ve mutlu olur. İşte bu gerçeği çok iyi bilen büyük önder Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı 23 Nisan 1923 tarihini bayram ilân etmiş ve bu anlamlı bayramı çocuklara armağan etmiştir.  Hepimizin çok iyi bildiği gibi böyle bir bayram ilk defa Türk çocuklarına nasip olmuştur. Gönül arzu ederdi ki, diğer milletler de bizi örnek alsınlar. Ancak, bizim dışımızda, çocuklarına böyle bir bayram armağan eden başka bir millet, başka bir devlet çıkmamıştır. Fakat Türk Devleti bir şey daha yapmış, son yıllarda bu millî bayramı tüm dünya çocukları ile paylaşmaya başlamıştır. Bilindiği gibi uzun zamandan beri bu bayram, dünyanın dört bir tarafından gelen, dili, dini, ırkı birbirinden farklı olmakla birlikte, çocuk olmak gibi ortak bir özelliğe sahip olan dünya çocukları ile birlikte kutlanmaktadır. Bu vesile ile, Türk çocukları ile birlikte, Dünyadaki tüm çocukların bayramını bir kez daha kutluyorum.

Benden çocuk hakları ile ilgili bir konuşma yapmam istendiğinde, ne konuşacağım üzerinde çok düşündüm. Beni bu toplantıya davet eden değerli yöneticilere, kimlere hitap edeceğimi sordum. Dinleyicilerimin büyük bir çoğunluğunun öğretmenler ve çocuklar olduğunu öğrenince, çocuk hukuku ve çocuk hakları ile ilgili teknik bilgiler vermek yerine, üzerinde pek durulmayan ama çocuklarımız açısından son derece önemli olduğunu düşündüğüm bazı genel konulara, özellikle şu anda bizleri dinleyen çocuklarımızı da sıkmadan (dolayısıyla bu bayram gününde gönüllerince eğlenme haklarını daha fazla ellerinden almadan) temas etmek istedim.

Çocuk hukuku, herkese uygulanan hukuk kurallarının çocuklara özgü dalıdır. Bu yönüyle çocuk hukuku, hukukun her alanı ile ilgilidir.

Çocukların özel olarak korunmasının sebebi ise, hem bedenen, hem zihnen hem de ekonomik ve sosyal yönden zayıf olmaları, şiddete, işgücü ve cinsellik sömürüsüne karşı direnememeleridir. Üstelik çocukların, kendilerini koruyacak ne dernekleri, ne sendikaları ne de lobileri vardır. Bu nedenle pek çok ülke, mevzuatlarına, çocuğu korumayı amaçlayan hükümler koymuştur. Ayrıca başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, bazı milletlerarası örgütler, çocuğun korunmasına yönelik tedbirler ve kararlar almakta, bu amaçla milletlerarası anlaşmalar imzalanmaktadır. Ancak bütün bu çalışmaların yeterli olduğunu maalesef henüz söyleyemiyoruz.

Hukuk dilinde çocuk denilince, onsekiz yaşını doldurmamış kimseler anlaşılır. Şu halde çocukluk yaşının üst sınırı onsekiz yaşın bitimidir.

Bir kimsenin çocuk sayılabilmesi için sağ ve tam olarak dünyaya gelmesi ve onsekiz yaşını bitirmemiş olması lâzımdır. Bizim hukukumuzda hak ehliyetine sahip olabilmek, yani kişi sayılabilmek için sağ ve tam olarak dünyaya gelmek gerekir. Ancak Medenî Kanun hak ehliyetinin başlangıcını çocuğun ana rahmine düştüğü ana kadar geriye götürmüştür. MK. m. 27/II’ye göre “çocuk sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan itibaren medenî haklardan istifade eder”. Yani bu andan itibaren kişi sayılır, haklara sahip olabilir, borç altına girebilir.

Şu halde çocuk haklarını incelerken sadece doğumdan sonra kazanılan haklar değil, doğum öncesi hakları da incelemek gerekir.

Ana rahmine düşen bir çocuğun ilk hakkı, sağ ve tam olarak dünyaya gelme hakkıdır. Bütün haklar buna bağlıdır. O halde öncelikle bu hak ihlâl edilmemelidir. Tıbbî zorunluluk olmadan yapılan kürtaj, çocuğun sağ doğma hakkını ihlâl eder. Bu nedenle tıbbî zorunluluk olmadan kürtaja izin verilmemeli, kürtaj bir doğum kontrol yöntemi olmaktan çıkarılmalıdır.

Çocuğun doğmadan önce sahip olduğu ikinci hak, sağlıklı olarak dünyaya gelme hakkıdır. Ne yazık ki çocukların bu haklarının da ihlâl edildiğine sık sık şahit olmaktayız. Çocuk anne karnındayken annenin alkol, uyuşturucu ya da doktor tavsiyesi olmaksızın kontrolsüz bir biçimde ilaç kullanması, sakat ya da sağlıksız doğumlara sebep olmaktadır. Pek çok çocuk bahsettiğimiz sebeplerden dolayı ya fiziken sakat doğmakta ya da akıl hastalığı veya zayıflığı gibi bir özürle dünyaya gelmektedir. Acaba ana – babanın çocuğu daha doğmadan sakat bırakmaya hakları var mıdır?

Burada sigara kullanımı üzerinde de durmak gerekir. Bilindiği gibi kadınlar arasında sigara kullanımı son zamanlarda iyice yaygınlaşmıştır. Tıp bilimi, hamilelik esnasında sigara kullanılması durumunda, bunun çocuk üzerinde pek çok olumsuz etkisinin olacağını, bu yüzden sakat doğumların meydana gelebileceğini söylemektedir. Bu nedenle özellikle anne adaylarına büyük görevler düşmektedir. Anne adayları, hamilelik esnasında sigara, alkol, ilaç vb. şeyleri kullanmaktan kaçınmalı, zorunluluk olmadıkça radyasyonlu ortamlardan uzak durmalıdırlar.

Burada, çocuğun gerçek anne babasını bilme hakkından da söz etmek gerekiyor. Bilindiği gibi tıp biliminin gelişmesiyle, embriyo nakli, tüp bebek, kiralık annelik gibi pek çok kavram da literatürümüze girmiş bulunmaktadır. Çocuk sahibi olabilmek için başvurulan bu yöntemlerden bazıları, bir takım nesep karışıklıklarına yol açabilecek niteliktedir. Dolayısıyla, bu konularda öncelikle çocuk sahibi olmak isteyen kimselerin dikkatli olması, fakat Devletin de ciddî tedbirler alması gerekir.

Çocuğun doğduktan sonra sahip olduğu haklara gelince; bunlardan bir tanesi, sağlıklı ve huzurlu bir ortamda büyüme hakkıdır. Sağlıksız bir ortamda ya da huzurlu olmayan bir ailede büyüyen çocukların sağlıklı bir vücut ve ruh bütünlüğüne sahip olmaları mümkün değildir. Bu konuda da her şeyden önce anne babalara büyük görevler düşmektedir, Özellikle sigara içen anne ya da babaların, çocukların bulundukları ortamlarda sigara içmemeye özen göstermeleri gerekir. Sigara dumanlarıyla dolu bir ortamda büyüyen çocuklar, kendileri içmese bile içmiş gibi olumsuz etkilenmektedirler. Ayrıca, uzmanlara göre, bu tür çocukların ilerleyen yaşlarda sigaraya başlamaları daha kolay olmaktadır.

Öte yandan, huzurlu bir aile ortamında büyümek de her çocuğun en tabiî hakkıdır. Bu nedenle anne ve baba mümkün mertebe çocuğun yanında tartışmamalı, kavga etmemeli ya da bir takım aile sorunlarını çocuğa yansıtmamalı, hatta hissettirmemelidir. Bu noktada belki de üzerinde durulması gereken en önemli husus, çocuğun bir aile ortamında büyüme hakkıdır. Anne babası boşanan çocuklar bu haktan yoksun kalmaktadır. Son yıllarda boşanmalardaki artış düşünülürse, konunun önemi daha iyi anlaşılır. Bu konuda bir istatistik var mı bilemiyoruz, fakat binlerce çocuğun boşanma sebebiyle aile ortamında büyüme imkânına sahip olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu nedenle boşanmayı düşünen anne ve babaların, kendi gelecek ve mutluluklarını düşünürken, çocuklarının mutluluğunu ve geleceğini de iyi hesap etmeleri gerekir. Ayrıca, devletin de boşanmaları azaltıcı tedbirleri alması gerektiğini düşünüyoruz. Ülkemizde boşanmaların pek çoğu sudan sebeplerden kaynaklanmaktadır. Hatta eşler birbirlerini sevdikleri halde, anne babalarının etkisiyle boşanma davası açabilmektedirler. Bu konuda alınması gereken en önemli tedbir, aile danışma kurumlarının kurulması ve eşi ile sorunları olan kimselerin bu kurumlardan yardım almalarının sağlanmasıdır.

Sağlıklı bir ortamda büyüme hakkı, iyi beslenme hakkını da beraberinde getirir. Ben ülkemizde pek çok çocuğun sağlıklı ve dengeli beslendiğini zannetmiyorum. Bunun belki en önemli sebebi ekonomiktir. Ailenin gelir seviyesi düşükse, bu durum elbette ki çocuklara da olumsuz yönde etki eder. Bununla beraber, kıt kanaat geçinen pek çok anne ve babanın, kendi bencil zevklerini tatmin etmek için, her gün sigaraya para ödedikleri halde, çocuklarının en basit taleplerini bile, paramız yok gerekçesiyle reddettiklerini de sık sık duyuyor ya da görüyoruz. İzninizle burada şu soruyu sormak istiyorum: Acaba her gün düzenli olarak sigara aldığı halde çocuğunun zaman zaman şeker çikolata gibi taleplerini param yok diyerek reddeden kaç tane baba vardır? Şu anda beni dinleyen babalara sesleniyorum. Böyle bir tavır sergilediğimiz takdirde kendi zevkimizi tatmin etmek uğruna çocuğumuzun hakkını ihlâl etmiş olmuyor muyuz? Herhalde hiç kimse bu soruya hayır cevabı veremez. Bu nedenle, anne babalar olarak biraz daha dikkatli olmak ve çocuklarımıza aile bütçesinden hak ettikleri payı ayırmak zorundayız.

Sağlıklı ortam denildiği zaman bunu sadece aile ortamıyla sınırlamamak gerekir. Okul, sokak, toplu taşım araçları vb. yerleri de buna ekleyebiliriz. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, özellikle okul dönemlerinde salgın hastalıklarda gözle görülür bir artış olur. Bunun elbette ki pek çok sebebi vardır. Fakat sağlık şartlarına uygun olmayan okullarda ve dersliklerde ders yapılması bu sebeplerin başında gelmektedir. Bu nedenle Devletin ve okul yöneticilerinin bu şartları iyileştirmek için tedbir almaları gerekir. Bu noktada taşımalı eğitime de temas etmek istiyorum. Taşımalı eğitime geçilmesiyle köy okulları kapatılmış, köylerde yaşayan çocuklar çok uzaklarda bulunan ilçe ya da kasaba okullarına gitmek zorunda kalmışlardır. Küçücük çocukların, soğuk kış günlerinde yollara dökülüp, şehirlerarası yollarda seyahat ederek, her gün okula gidip gelmesinin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha düşünmemiz ve sorgulamamız gerekmektedir.

Çevre sağlığı konusunda hem toplum, hem de Devlet olarak yapmamız gereken çok şey olduğunu düşünüyorum. Çünkü sağlıksız ortamlardan, çocuklar başta olmak üzere herkes etkilenmektedir. Bu nedenle, toplumun bilinçlendirilmesinin yanı sıra, Devletin de, örneğin yerlere çöp atılmaması ya da tükürülmemesi gibi konularda tedbirler alması gerektiğini düşünüyorum.

Her çocuğun sahip olduğu haklardan biri de eğitim hakkıdır. Ancak ne yazık ki, bazı bölgelerimizde, başta kız çocukları olmak üzere pek çok çocuk, ilköğretime bile gönderilmemektedir. Ya da pek çok çalışkan ve zeki çocuk, ilköğretimi bitirdikten sonra orta ve yüksek öğretime devam edememektedir. Bu nedenle, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması gerekir. Öncelikle her çocuğun ilköğretime devam etmesi sağlanmalıdır. Gerekirse çocuğunu okula göndermeyen ailelere sert müeyyideler uygulanmalıdır. Maddî imkânsızlıklar sebebiyle çocuğunu okula gönderemeyen ailelere Devlet destek olmalıdır. İlköğretimden sonra okumak isteyen çalışkan ve başarılı çocuklara Devlet burs vermeli, dernekler ve vakıflar burs vermeye teşvik edilmeli, bu amaçla kurulan dernek ve vakıflar desteklenmelidir. İşadamlarının eğitim alanına yatırım yapmaları teşvik edilmeli, bu alana yatırım yapmak isteyen kişilerin önündeki bürokratik engeller kaldırılmalıdır.

Çocukların meslek seçme hakları da ihlâl edilmemeli, ortaöğretimde seçtiği alanda başarılı olamayacağını düşünen ya da bu alanı sevemeyen bir çocuğun, yüksek öğrenim aşamasında dilediği alanı tercih edebilmesi sağlanmalıdır. Örneğin, doktor olmak için ortaöğrenimde lise fen kolunu seçen bir çocuk, bu alanda başarılı olamayacağını anlamış ve sosyal yönünün daha iyi olduğunu düşünerek hukukçu olmaya karar vermişse, onun bu tercihine saygı gösterilmeli ve farklı bir alanda tercih yaptığı için üniversite sınavında puanı kırılmamalıdır. Unutmamak gerekir ki, liseye giderken alan tercihi yapan bir çocuk, henüz 14-15 yaşlarındadır. Yani reşit değildir. Hatta yapmış olduğu bu tercih konusunda mümeyyiz olup olmadığı bile tartışılabilir. Dahası, çocuklar genellikle kendi hür iradeleriyle değil, anne babanın ya da çevrenin yönlendirmesiyle, sağlıklı bir bilgiye sahip olmadan bu tür tercihler yapmaktadırlar. Türk toplumunda ailelerin pek çocuğunun çocuklarını doktorluk, avukatlık ya da mühendislik gibi mesleklere yönlendirdikleri ve bunu çocukların şuur altına adeta işledikleri bilinen bir gerçektir. Peki ya çocuk ressam, sporcu ya da müzisyen olmak istiyorsa? Böyle durumlarda çocuk, genellikle ailenin direnci ile karşılaşır ve sağlıklı bir seçim yapamaz. Acaba küçük yaşta bilinçsizce yapılan böylesine bir tercihe çocukları mahkûm etmek ne kadar doğrudur? Bunun bir kez daha çok iyi düşünülmesi gerekir.

Son olarak sokak çocuklarının durumuna da temas etmek istiyorum. Sokak çocukları ile ilgili olarak da acil, etkili ve kalıcı tedbirler alınmalı, küçük çocukların zorla çalıştırılmasının önüne geçilmelidir.

Çocuk hakları ve çocuğun korunmasıyla ilgili söylenilecek daha pek çok şey olmakla birlikte, ben bu bayram gününde özellikle sevgili çocuklarımızı daha fazla sıkmak istemiyorum. Sözlerime son verirken, bütün bu saydığımız olumsuzlukların bir an önce sona ermesi dileğiyle hepinize iyi bayramlar, mutlu yarınlar diliyorum.

 


 

* Türkiye Kamu – Sen, Türk Eğitim – Sen Genel Merkezi ve Konya Şubelerince 22.4.2001 tarihinde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı münasebetiyle düzenlenen 21. Yüzyıl Türkiye’sinde Çocuk Hakları Panelinde tebliğ olarak sunulmuştur.