S.Ü. HUKUK FAKÜLTESİ 2007 – 2008 ÖĞRETİM YILI

BORÇLAR HUKUKU GENEL HÜKÜMLER BÜTÜNLEME İMTİHANI

18.07.2008

Öğrencinin Adı Soyadı:………………………………………                              

No :……………………..

Vize notu: (..….)     Şartlı geçmek için gerekli not: (…….)

Normal Öğretim (     )   II. Öğretim (     )   Salon No: (……..)    Sıra No: (…….)

TALİMAT: 1. Süre 120 dakikadır. 2. Mevzuat kullanmak serbesttir. Ancak Türkçeleştirilmiş ya da sadeleştirilmiş kanun adı altında yayınlanan çalışmalara izin verilmez. 3. Cevaplarınızı bırakılan boşluklara yazınız. Dilerseniz silinebilir kalem kullanabilirsiniz. 4. Cevap anahtarına www.sahinakinci.com adresinden ulaşabilirsiniz. 5. Notlar açıklandıktan sonra bütünleme imtihanı ile ilgili değerlendirmelere yine aynı web adresinden ulaşabilirsiniz.

SORULAR

OLAY:

Son derece fakir olan hukuk fakültesi öğrencisi (Ö), arkadaşı (A)’dan, mezuniyet törenine gitmek için yarım günlüğüne ödünç aldığı araba ile fakülteye doğru yola çıkar. Yolda giderken dolmuş bekleyen sınıf arkadaşı (B)’yi görür ve onu da arabaya alır. Törene geciktiğini düşünen (Ö), 140 kilometre hızla ilerlerken yoldan çıkar ve karşı yolun kenarına kurallara uygun bir biçimde park etmiş olan (K)’ya ait lüks bir Mercedes’e çarpar. Olayda (Ö) ile (B) yaralanır, Mercedes ağır hasar görür. Olayda (Ö)’nün yüzde yüz kusurlu olduğu anlaşılır.

Soru 1. Bu olayda kimler araç işletendir, neden? (8 puan)

Bu olayda (A) ile (K) araç işletendir. Çünkü her ikisi de kazaya karışan aracın malikidir. (4 puan)

Kazayı yapan (Ö) işleten değildir. Çünkü aracın uzun süreli ariyet alanı işleten olur. Kısa süreli ariyet alan kişi işleten olmaz. (4 puan)

 

Soru 2. Olayda zarar gören (K) ve (B) kimlere karşı hangi hükümlere göre tazminat davası açabilirler? Zarar tazmin edildikten sonra kim kime hangi hükme göre rücu edebilir? (10 puan)

Olayda (K) ve (B), aracın işleteni (A) ile aracı kullanan (Ö) aleyhine dava açabilirler. (A) aleyhine Karayolları Trafik Kanunu’nda düzenlenen, kusursuz sorumluluk (tehlike sorumluluğu) esasına göre dava açılabilir. (Ö) aleyhine ise haksız fiil hükümlerine göre dava açmak mümkündür. (4 puan)

(K) aleyhine dava açılamaz. Çünkü aracı işletilme halinde olmadığı gibi olayda kusuru da bulunmamaktadır. (2 puan)

BK. m. 51’e göre, zararı (A) tazmin etmişse (Ö)’ye rücu edebilir. Fakat (Ö) tazmin etmişse (A)’ya rücu edemez. (4 puan)

 

Soru 3. (A), kendi aracının uğradığı hasar dolayısıyla (Ö) aleyhine tazminat davası açabilir mi? Bu mümkünse hangi hükümlere göre açabilir? Mümkün değilse neden açamaz? (6 puan)

(A) ile (Ö) arasında bir ariyet (ödünç) sözleşmesi vardır. (A) aralarındaki bu sözleşme ilişkisine göre (Ö) aleyhine dava açarak zararının tazminini talep edebilir.

 

Soru 4. Bu olayda tazminatta indirim sebebi görebiliyor musunuz? (B) ve (K) açısından ayrı ayrı değerlendiriniz. (Ö)’nün fakir (K)’nın zengin olması bir indirim sebebi olabilir mi, neden? (10 puan)

Bu olayda, BK. m. 44/II’de öngörülen hakkaniyet indiriminin talep edilmesi düşünülebilir. Fakat bu hükme göre indirim talep edilebilmesi için tam tazminata hükmetmenin borçluyu müzayakaya düşürecek olmasının yanında zarar görenin ekonomik durumunun iyi olması ve zarar

(Arka sayfanın üstündeki boşluğa yazmaya devam edebilirsiniz)

verenin de kasten yahut ağır ihmali ile zarar vermemesi gerekir. Olayda, m. 44/II’de öngörülen hakkaniyet indiriminin iki şartı tazminat talep eden (K) açısından gerçekleşmiştir. Fakat (Ö) 140 kilometre hızla gittiği için ağır kusuru vardır. Bu nedenle m. 44/II’ye göre indirim yapılamaz. (5 puan)

(B) araçta hatır için taşınmıştır. Hatır taşıması halinde Karayolları Trafik Kanunu sorumluluğu genel hükümlere tabi tutmuştur. Bu durumda BK. hükümleri uygulanır. Hâkim, somut olayın özelliklerini ve zarar verenin o işte bir menfaatinin olmadığını düşünerek tazminatta indirim yapabilir (BK. m. 43). (5 puan)

 

Soru 5. Kazadan sonra Mercedes tamamen hurdaya çıkmış, yeni araba alıncaya kadar (K), işine taksi ile gitmek zorunda kalmış ve taksiye ödediği paraları da (Ö) ve (A)’dan talep etmiştir. (K)’nın böyle bir talebi olabilir mi? Bu olayda denkleştirmeye konu olabilecek yararlar var mıdır, varsa nelerdir, açıklayınız. (6 puan)

Eğer (K) aracı olmadığı için taksiye binmişse ve gerek ekonomik durumu gerekse sosyal statüsü gereği dolmuş vb. araçlarla işine gitmesi (K)’dan beklenemiyorsa, bu durumda (K) taksiye ödediği paraları da tazminat olarak talep edebilir. (2 puan)

Bu durumda denkleştirmeye konu olabilecek iki yarar vardır:

Birincisi Mercedes’in hurda olarak arzettiği değerdir. Bu değerin Mercedes’in değerinden düşülmesi gerekir. (2 puan)

İkincisi de taksiye binen (K)’nın tasarruf ettiği akaryakıt giderleridir. Kendi aracını kullanamayan (K) bu vesileyle benzin parasından tasarruf etmiştir. Bunun da zarar miktarından düşülmesi gerekir. (2 puan)

 

Soru 6. (A), zarar miktarı belli olduktan sonra davaya gerek kalmaksızın (K)’nın zararını tazmin etmek istemiş ve (K)’ya bir mektup yazarak 15.07.2008 tarihinde işyerine davet etmiş, geldiği takdirde ödemeyi derhal yapacağını bildirmiştir. Ancak bu tarihte (K) (A)’nın işyerine gitmemiştir. Bunun üzerine (A) tevdi yeri tayin ettirmek üzere hâkime müracaat etmiştir. Bu olayda kim ne zaman temerrüde düşmüştür? Siz hâkim olsaydınız nasıl karar verirdiniz, neden? (10 puan)

Hâkimin tevdi yeri tayin edebilmesi için alacaklının temerrüde düşmesi gerekir. Para borcu götürülecek borçlardandır. Bu nedenle (A)’nın bu parayı (K)’nın ikametgâhına giderek ödemesi gerekir. (A)’nın işyerine gitmeyen (K) alacaklı temerrüdüne düşmez. Bu nedenle tevdi yeri tayini talebi reddedilmelidir. (4 puan)

Bu olayda borçlu olan (A) temerrüde düşmüştür. (2 puan)

Çünkü haksız fiil borçlusu, haksız fiilin gerçekleştiği anda temerrüde düşer. Bunun için ihtara ya da belli bir tarihin dolmasına gerek yoktur. (4 puan)

 

METİN SORULARI:

Soru 7. Hukuka aykırılık bağı (normun koruma amacı teorisi) nedir? Davranışla zarar arasında hukuka aykırılık bağının olup olmadığı nasıl tespit edilir, örnek vererek açıklayınız (10 puan).

İhlal edilen normun koruma amacı ile zararlı sonuç veya tehlike arasındaki bağı hukuka aykırılık bağı adı verilir. (1 puan)

Bir kimsenin başkalarına verdiği zarardan sorumlu tutulabilmesi için sorumluluğun diğer şartları ve hukuka aykırılık dışında hukuka aykırılık bağının da bulunması gerekir. Bu teoriye göre bir kimse, ancak ihlal ettiği hukuk normunun önleme amacı güttüğü zarardan sorumlu tutulabilir. Her hukuk normu belli zararları önlemeyi amaçlar. Ya da belli menfaatleri korur. Eğer zarar gören kişi ihlal edilen norm tarafından korunmuyorsa tazminat talep edemez. İhlal edilen normu hangi menfaatleri koruduğu ya da hangi zararları önleme amacı güttüğü, yapılacak bir yorum sonucu

(Arka sayfanın üstündeki boşluğa yazmaya devam edebilirsiniz)

belirlenir. (3 puan)

Bir olayda hukuka aykırılık bağının olup olmadığını tespit edebilmek için ihlal edilen normun kimleri koruduğuna ve hangi zararları önleme amacı güttüğüne bakmak gerekir. Diğer bir deyişle, zarar görenin tazminat talep edebilmesi için öncelikle ihlal edilen norm tarafından korunan şahıslardan olması gerekmektedir. Örneğin bir sanatçı öldürüldüğü için konser organizatörü de zarar görmüşse, organizatör öldürenden tazminat talep edemez. Çünkü adam öldürmeyi yasaklayan norm, organizatörü koruma amacı gütmemektedir. (3 puan)

Zarar görenin tazminat talep edebilmesi için zararın, ihlal edilen norm tarafından önlenmek istenen zarar olması da gerekir. Örneğin dolmuşa fazla yolcu alındığı için hırsız kalabalıktan istifade ederek yolculardan birinin cüzdanını çalmıştır. Burada fazla yolcu alınmasını yasaklayan ve bu olayda ihlal edilen norm, trafik kazasından doğacak zararları önlemeye yöneliktir. Bu nedenle yolcu hırsızlık dolayısıyla şoförden tazminat isteyemez. (3 puan)

 

Soru 8. Def’i nedir? Ne zamana kadar ve hangi tarafça ileri sürülebilir? Def’inin ileri sürülmesinin doğuracağı hukukî sonuçları def’i türlerine göre örnekler de vererek açıklayınız. (8 puan)

Borçlunun borcunu kabul etmekle birlikte, ödememek için kanunun kendisine tanıdığı bir hakkı ileri sürmesine def’i adı verilir. Def’i hakkı hak sahibine, kendisine karşı yöneltilen bir hakkı belli oranda etkisiz kılma ya da sonuçlarını tamamen yahut kısmen engelleme, sınırlandırma veya ortadan kaldırma yetkisi verir.(2 puan)

Def’i borçlu tarafından davanın ilk aşamasında (ilk cevapla birlikte ya da cevap verilmemişse ilk celsede) ileri sürülebilir. Bu aşamada ileri sürülmemişse bir daha ileri sürülemez. (2 puan)

Def’i eğer kesin def’i ise alacaklının talebini kesin olarak engeller. Alacaklı artık borçluya karşı böyle bir talep ileri süremez. Örneğin zamanaşımı def’i kesin def’ilerdendir. Alacağın zamanaşımına uğradığı def’i olarak ileri sürülmüşse artık bir daha aynı konuda dava açılamaz. (2 p)

Kesin olmayan (geciktirici) def’iler ise alacaklının talebini geçici bir süre engeller. Def’i hakkı ortadan kalktıktan sonra alacaklı aynı konuda tekrar talepte bulunabilir. Böyle bir durumda borçlu borcunu ifa etmek zorunda kalır. Örneğin ödemezlik def’i kesin olmayan def’ilerdendir. Ödemezlik def’i ile karşılaşan alacaklı kendi edimini ifa etmeye hazır olduğunu borçluya bildirdikten sonra borçlu artık bu def’iyi ileri süremez ve borcunu ifa etmek zorunda kalır.(2 puan)

 

Soru 9. Muvazaa nedir, kaç türlüdür? Muvazaa çeşitlerini örnekler vererek kısaca açıkladıktan sonra muvazaanın hukukî işlemin geçerliliğine ne şekilde etki ettiğini anlattınız. (12 puan)

Tarafların kendi aralarında anlaşarak, gerçekte yapmak istemedikleri bir hukukî işlemi, üçüncü kişileri aldatmak maksadıyla yapıyormuş gibi görünmelerine muvazaa adı verilir. (1 puan)

Muvazaa genel olarak, mutlak ve nispî muvazaa olmak üzere ikiye ayrılabilir. Mutlak muvazaada taraflar aslında hiçbir hukukî işlem yapmak istemedikleri halde yapıyormuş gibi hareket etmektedirler. Örneğin alacaklılardan mal kaçırmak isteyen borçlunun aslında satmayı düşünmediği taşınmazı bir tanıdığına devretmesi gibi…(2 puan)

Nispî muvazaada ise taraflar aslında bir hukukî işlem yapmak istemekle birlikte bu işlemi gizlemek için sanki başka bir işlem yapmış gibi hareket etmektedirler. Örneğin şufa hakkının kullanılmasına engel olmak için satılan taşınmazın bağışlanmış gibi gösterilmesi halinde nispî muvazaa vardır. (2 puan)

Mutlak muvazaada sadece görünürde yapılan bir işlem vardır. Ancak taraflar böyle bir işlemi yapmak istememektedirler. Taraf iradeleri bu işlemi yapılması değil yapılmaması konusunda birleşmiştir. Bu nedenle yapılan işlem geçersizdir. (3 puan)

Nispî muvazaada ise bir görünürdeki işlem bir de tarafların yapmak istedikleri gerçek (gizli) işlem bulunmaktadır. Gerçek işlem görünürdeki işlemin altına gizlenmiştir. Görünürdeki işlem tıpkı mutlak muvazaada olduğu gibi geçersizdir. Fakat gizli işlem bazı hallerde geçerli olabilir. Eğer taraflar görünürdeki işlemi yaparken gizli işlemin şartlarını (örneğin şekil şartlarını) sağlamışlarsa gizli işlem geçerli, aksi halde şartları eksik olduğu için geçersiz olur. (4 puan)

 

Soru 10. Sebepsiz zenginleşmede, iyiniyetli zenginleşenin iade borcunun kapsamı hakkında bilgi veriniz. İyiniyetli zenginleşen neleri iade ile yükümlüdür, iade esnasında davacıdan neleri talep edebilir, açıklayınız. (10 puan)

İyiniyetli zenginleşen, ilk zenginleşme anında elde ettiği değeri değil, iade anında elinde kalanı geri vermek zorundadır. (1 puan)

Ancak zenginleşmeye konu olan şeyi daha önceden elinden çıkarmış ve karşılığında bir ikame değer elde etmişse bu değeri de iade ile yükümlüdür. (1 puan)

Zenginleşmeye konu olan şeyi tüketmiş ancak bu tüketimi yaparken kendi malvarlığından bir tasarrufta bulunmuşsa, tükettiği şeyin piyasa değerini iade etmek zorundadır. (1 puan)

Eğer herhangi bir ikame değer elde etmeksizin zenginleşmeye konu olan şeyi elinden çıkarmış, örneğin bağışlamışsa iade yükümlülüğünden kurtulur. (1 puan)

Tüketimi yaparken bir masraftan kurtulmamışsa yani sırf bu zenginleşmeye güvenerek tüketimde bulunmuşsa yine iade borcu yoktur. (1 puan)

İyiniyetli zenginleşen elde ettiği semereleri de iade ile yükümlüdür. Fakat elde etmeyi ihmal ettiklerini iade etmek zorunda değildir. (1 puan)

İyiniyetli zenginleşen iade anında mala yaptığı zorunlu ve faydalı masrafları zenginleşenden isteyebilir. Lüks masrafları isteyemez. Fakat mala zarar vermeden söküp almak mümkünse masrafa konu olan şeyi alabilir. (1 puan)

Ayrıca, zenginleşmenin edinilmesi, korunması ve iadesi için yaptığı masrafları da isteyebilir. (1 puan)

İyiniyetli zenginleşen zenginleşme dolayısıyla bir zarara uğramışsa bu zararının tazminini de talep edebilir. (1 puan)

İyiniyetli zenginleşen, iyiniyetin kötüniyete dönüştüğü andan itibaren kötüniyetli zenginleşen gibi sorumludur. Bu nedenle kötüniyetli olduğu andan itibaren elden çıkardıklarından da sorumludur. (1 puan)

  

Soru 11. Borçlar Kanunu m. 49/II’de “Hâkim manevî tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını dikkate alır.” denilmektedir. Bu hüküm, eşitliğe aykırı olduğu gerekçesiyle Borçlar Kanunu Tasarısına alınmamıştır. Sizce bu doğru bir yaklaşım mıdır? Bu hükmün kaldırılması gerekli midir, tartışınız. (10 puan)

Bu hükmün kaldırılması doğru değildir. Çünkü maddede her ne kadar “tazminatın miktarını tayin ederken” ifadesi geçse de bu hüküm tazminat miktarı ile değil, zarar miktarı ile ilgilidir. Hâkim önce zararı hesap eder, daha sonra tazminat miktarını belirler. Manevî tazminatın sözkonusu olduğu hallerde zarar miktarı kişilik değerlerindeki azalma kadardır. Bu azalma çok ise hâkim yüksek, az ise düşük bir tazminata hükmeder. Eğer kişinin sıfatı, makamı mevkii vs. gereği kişilik değerlerindeki zedelenme yüksekse yüksek bir tazminata hükmedilmesi gerekir. Şu halde kişilik değerlerindeki eksilmeyi tespit ederken saldırıya uğrayan kişinin durumu önem arz etmektedir. Bunun eşitlikle bir ilgisi bulunmamaktadır.

Öte yandan, Tasarının bu şekliyle kanunlaştığını kabul edecek olursak, acaba hâkim manevî tazminat miktarını belirlerken neye göre hareket edecektir? Bu hüküm çıkarılsa bile hâkimlerimiz yine tarafların makamı, mevkii, sosyal ve ekonomik durumlarını gözetmek suretiyle kararlarını verecektir. Çünkü bu hükmün eşitlikçi bir düşünce ile uygulanması mümkün değildir.

 

 

 

 

Başarılar Dilerim

Prof. Dr. Şahin AKINCI